Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Bütün canlı varlıklar gibi insanlar da genetik, fizyolojik ve biyolojik farklılıklar barındırmakta ve dişi ve erkek olarak ikiye ayrılmaktadır. Biyolojik cinsiyetten ayrı olarak toplumsal cinsiyet ise, bireyler arasında doğum sırasında sadece kız ya da oğlan bebek olma ayrımının toplumsal, kültürel, siyasal, ideolojik ve ekonomik yapılarla etkileşip farklılaşarak, belli davranış kalıpları içinde hareket eden "kadın" ve "erkek" olma durumudur. Biyolojik cinsiyet yaradalıştan gelirken , toplumsal cinsiyeti kültür belirler. Bu nedenle, dünyanın farklı bölgelerinde genetik, fizyolojik ve biyolojik özellikler bakımından aynı kadın ve erkekler varken, bu bireylerin içinde yetiştikleri toplumsal sistemin kendilerine aktardığı davranış kurallarına bağlı olarak toplumsal cinsiyet rolleri açısından farklı kadın ve erkek davranış biçimlerini benimsemiş bireyler yaşamaktadır.

Toplumsal cinsiyet kavramı kadın ve erkeklerin kaynaklara, statülere ve refaha erişimlerinde, genellikle erkek yararına olan ve çoğu zaman yasalar ve toplumsal adetlerle kurumlaştırılan farklılıkları açıklamak için oldukça işlevseldir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde de kabul edildiği üzere bütün bireyler eşit haklara sahip olarak doğmakla birlikte, daha doğumdan başlayarak, kız ya da oğlan bebek olma durumlarına bağlı olarak, genellikle de kız bebekler aleyhine gelişen bir durumla karşı karşıya kalmaktadır.

Daha başlangıçta, temel eğitime ulaşma hakkında oğlanlar kızlardan bir adım öndedir. Kadınlar, sosyal, politik ve ekonomik haklara sahip olmak konusunda ilerleyen yaşlarda erkeklerle aynı hızda ilerlemezler. Günümüzde, ülkemiz açısından önemli ilerlemeler sağlanmış olsa bile, aile hakkında kararlar verme, mülkleri yönetme ve iş kurma gibi ekonomik konularda kadınlar erkeklerle eşit konumda değildir. Bu konuda, bütün iyi niyetli çabalara rağmen, pek de hızlı değişmeyen uluslararası göstergeler çarpıcıdır. Dünya nüfusunun yarısını oluşturan ve iş saatlerinin % 66'sını dolduran kadınlar dünya gelirlerinin % 10'una, mülkiyetin de ancak % 1'inine sahiptir. Bütün eşitlikçi yasal düzenlemelere rağmen, mirasın hala ailenin erkek çocukları arasında paylaşıldığı bir toplumsal yapı sürmektedir.

Kadın ve erkek bireyleri "eşit olmayan" statülere yerleştiren toplumsal cinsiyet algısının günümüz toplumları açısından yarattığı en büyük tehdit, ekonomik ve sosyal kalkınma alanında oluşturduğu engellerle ortaya çıkmaktadır. Kadın ve erkek bireyler arasında eğitimden sağlığa, yönetime ve kararlara katılmadan, mülk edinme oranlarına kadar cinsiyetler arası eşitliği sağlama yolundaki ilerlemeler ekonomik ve sosyal kalkınmaya katlanarak yansımaktadır.